ARA Firma Arama
Şair Necati

Asıl adı İsa olan Necati, söylentilere göre, Edirne'de bir hanımın kölesi olarak büyütüldü, iyi bir öğrenim gördükten sonra, Kastamonu'ya gitti, orada hattatlığı ve şiirleriyle tanındı. Fatih Sultan Mehmed'in divan kâtipliğine atanarak İstanbul'a geldi. II. Bayezid tahta geçince (1481) yeni padişahın dostluğunu kazandı. Bayezid'in büyük oğlu. Şehzade Abdullah, Karaman sancağına atanınca, Necati de divan kâtibi olarak onun yanında Karaman'a gitti. Şehzade Abdullah'ın ölümü üzerine (1483) İstanbul'a döndü. Bir süre sonra II. Bayezid'in oğlu Şehzade Mahmud'a Manisa sancağı verilince, Necati, Mahmud'un nişancısı oldu; ama bu görevi de kısa sürdü. Şehzade ölünce İstanbul'a geldi (1507), geri kalan ömrünü Vefâ'daki evinde geçirdi.

Şöhretini henüz Kastamonu'da iken yapan, şiirleri daha o tarihlerde İstanbul edebiyat çevrelerinde, bu arada Ahmed Paşa tarafından pek beğenilen Necati, Şeyhî'nin şöhretini unutturmuş, Ahmet Paşa'dan sonra XV. yüzyılın en ünlü şairi olmuştu. Şeyhî ve Ahmet Paşa, İran şairlerinin geniş ölçüde etkisi altında kaldıkları halde, Necati, şiirlerine yerli motifler katmasını bildi; atasözleri ve deyimlerle renklendirdiği şiirlerine hayatın sıcaklık ve sadeliğini ekledi; tek eseri, mürettep divanıyla her devirde, sevilen, beğenilen şairler arasına girdi.

Necati Bey Divanı, Prof. Ali Nihad Tarlan tarafından bastırıldı. (1963), Necati Bey Divanının Tahlilini de Dr. Mehmet Çavuşoğlu yayımladı (1971).

Gazel

Çıkalı göklere âhım şereri döne döne
Yandı kandîl-i sipihrin ciğeri döne döne

Ayağı yer mi basar zülfüne berdâr olanın
Şevk u zevk ile verir can ü seri döne döne

Sen durup raksedesin karşına ben boynum eğem
İne zülfün koça sen sîm-beri döne döne

Sen olasın deyü yer yer asılıp âyineler
Gelene gidene eyler nazarı döne döne

Ey Necâtî yaraşır mutrıbı şeh meclisinin
Raksedip okuya bu şi'r-i teri döne döne

Günümüz Türkçesiyle:

1.Çığlıklarımın kıvılcımı, döne döne göklere çıkalı gökyüzü kandilinin -güneşin- ciğeri, döne döne yandı.
2.Saçlarına asılanın ayağı yere mi basar ! Şevkle, zevkle döne döne canını da verir, başını da.
3.Sen ayağa kalkıp oynamaya başlayasın; saçların dökülüp döne döne gümüşe benzeyen bedenine sarılsın; ben de boynumu büküp karşıdan bakayım; reva mı bu?
4.Yer yer asılan aynalar, belki sensin diye, döne döne gelene gidene bakarlar.
5.Ey Necati; padişah meclisinin çalgıcısı oynayıp döne döne bu taze güzeli okusa yaraşır.

Gazel

Fasl-ı bahârdır heves-i sebze-zâr edin 
Bir lâle-çehre ile mey-i hoş-güvâr edin

Bir dem için de bin yaşamak arzu ise
Bir lâhza serv gibi çemende karâr edin

Nerkis gibi cihanda gözünüz bakar iken
Bir serv ayağına zer ü sîmi nisâr edin

Bir yıl idi ki gül gibi pinhân idi kadeh
Vaktidürür Necâtî gelin aşikâr edin 

Günümüz Türkçesiyle:

1.Bahar mevsimidir, yeşilliğe gitmeğe heveslenin, bir lâle yüzlü ile tatlı şarap için.
2.Bir an içinde bin yaşamak dilerseniz, çimenlikte selvi gibi biraz durun.
3.Dünyada gözünüz nerkis gibi bakarken (henüz yaşarken) bir selvinin (selvi boylu güzelin} ayağına, altın ve gümüş saçın.
4.Bir yıldır kadeh gül gibi gizliydi; Necati, vaktidir, gelin, meydana çıkarın. 

Gazel

Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler 
Servi yürütmediler gonceyi söyletmediler

Taşradan geldi çemen mülküne bîgâne deyü 
Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler

Âdeti hûbların cevr ü cefâdır amma
Bana ettiklerini kimselere etmediler

Hamdülillâh mey-i can-bahş ile sâkîlerimiz
Âb-ı hayvân ile Kevser suyun istetmediler

Ey Necati! yürü sabr eyle elinden ne gelir
Hûblar cevr ü cefâyı kime öğretmediler

Günümüz Türkçesiyle:

1.Lâle yanaklılar yine gül bahçesinde neler etmediler, selviyi yürütmediler, koncayı söyletmediler.
2.Dışardan geldi, çimen ülkesinin yabancısıdır diye, gül devri sohbetine lâleyi götürmediler.
3.Güzellerin âdeti, üzmek ve eziyet etmektir, ama bana ettiklerini kimselere etmediler.
4.Tanrıya şükür, sâkilerimiz can veren şarapla bize "hayat suyu"nu ve Kevser suyunu istetmediler (aratmadılar).
5.Ey Necati! yürü, sabret, elinden ne gelir. Güzeller üzmeyi ve cefa etmeyi kime öğretmediler ki... 

Gazel

Dil sevdi yine cân ile canan olacağı
Bîçâre bilir derdine derman olacağı

Gün yüzü tulû' eyleyicek subh-i safâdan
Besbelli idi âfet-i devrân olacağı

Dil leblerinin şevki ile düştü şarâba
Sâkî içelim sun beri şol kan olacağı

Dil zülfüne dolaştı dedim güldü dedi yâr
Benzer ki yine geldi perîşan olacağı

Genc-i ruhu katında gönül halini anma
Billâh Necati ko şu vîrân olacağı

Günümüz Türkçesiyle:

1.Gönül yine o sevgili olacağı candan sevdi; zavallı, derdine derman olacağı bilir.
2.Gün yüzü safâ sabahından doğunca, dünya âfeti
olacağı besbelliydi.
3.Gönül, dudaklarının arzusuyla şaraba düştü; saki!
şu kan olasıyı getir, sun da içelim.
4."Gönül saçına dolaştı" dedim, sevgili güldü, dedi: "Yine perişan olacağı gelmişe benziyor."
5.Yanağının hazinesi önünde gönül halini anma; Necati! Allah aşkına şu viran olacağı (olasıyı) bırak.